Saturday, June 11, 2016

Dünyanın tüm “orospu” ve lanetlileri birleşiniz !

Ben “gerçek” orospuları severim..

Dürüsttürler, kiminle ve ne için yattıklarını gizlemezler ve herkes tarafından bilinirler. Yaşam mücadeleleri çetindir. Dünyanın en ağır işini yapar sex işçileri.

Mitolojiyi bilenler, anaerkil ve eski çağlardaki kadın tanrıların orospuluk yaptıklarını da bilirler..

Orospuluk en eski, en zor ve en kutsal meslektir.!

Tapınaklar, orospu bereket tanrılarının heykel ve kapartmalarıyla süslüdür..

Orospuluk, erkek egemen toplumda da denge unsuru olmayı sürdürmektedir..

Cinsel yönden sağaltılmamış erkek ve kadın tehlikelidir.

Geçen yüzyılın katliam ve soykırım düzenleyicileri, bu tür sağaltılmamış erkek tipleri arasından çıkmıştır.. Musoliniler, Hitlerler, Frankolar, Stalinler, Mustafa Kemaller, Maolar ve Polpotlar gibi..

Orospular, gördükleri işlev aynı olduğu için, kadın ve erkek olarak ikiye ayrılmazlar..

İktidarı ele geçiren kadınlar, erkeklerden aşağı kalmamayı yeğlemistir. Katerinalar, Kleopatralar, Amazonlar gibi..

Orospular sadece vucutlarını satarlar ve bunun fiyatını yatmadan evvel söylemekten çekinmezler..

Sevmedikleri erkek ve kadınlarla yatanlar ve buna evlilik kılıfı geçirenler, ticari anlaşma sona erip ayrılma sözkonusu olunca, domuzdan ne koparırsam kardır diyerek, yüklü boşanma tazminatları isterken, sattıkları ruhlarının da bedelini istemekten zevk alırlar..

Aile sorunlarına bakan avukat ve hakimler bu onursuz iş için eğitilmişlerdir ve düzenin, mülkiyetin bekası bunların elindedir.

Renkli medyada hergün çarşaf gibi serilen bu tür kirli çamaşırlar, hernedense en fazla okuyucu kitlesine sahip olur..!

Orospuların bol ve dolaysıyla onları satın alma ücretinin düşük olduğu yerlerde, töre cinayetleri ve insest olayına daha az rastlanılır. Cinsel yönden sağaltılmış insan uysal ve barışçıdır.. istisnalar dışında..

Böylece, orospuluk cinsel denge unsuru olmayı sürdürmektedir.

Orta-Çağda ve hala aynı çağın kafa yapısına sahip alanlarda yaşanan orospuları yakma ve taşlayarak öldürme, ne orospuluğu yoketmiş nede onun onurlu geçmişine leke sürebilmiştir..

1968 lerde uluslararası alanda, bir tür cinsel devrimin başladığına şahit oluruz..Önceleri, Amerika da müzik ve drug eşliğinde Vietnam savaşı karşıtı bir hareket olarak yayılan özgür cinsel birliktelik, kısa bir süre sonra sermayenin yedeği haline gelmiş ve basit bir modaya dönüştürülerek, sömürü çarkına eklemlenmiştir.. Woodstock ve J Lenon müziği buna örnek gösterilebilir..

Cinsel devrim, üçüncü dünyaya yayılamamıştır. Türkiye solu, cinsel devrimi diğer devrimler gibi yüzeysel ve slogansal olarak uygulamış, “bacı kardeş yoldaş” klişeleriyle, cinsellik karanlık bir geleceğe hapsedilerek maskelenmeğe çalışılmıştır.. Hele dağa çıkan gerillalar arasında cinsel yaşam, çok katı bir tabu olarak gizliliğini sürdürmüştür.. Cinsel ilişkiye girenler cezalandırılmıştır, soyutlanmıştır..

Alman düşünür, Wilhelm Reich in Faşizmin Kitle Ruhu Anlayışı adlı yapıtı, cinsellik ve faşizm arasındaki bağı en net bir şekilde ortaya koyması açısından okunması gerekli başucu kitabıdır..

İleride Wilhem Reichi ve yapıtını sizlere tanıtmağa çalışacağım.

Dünyanın tüm orospuları ve lanetlileri birleşiniz !

Ancak, sizler kurtarırsınız, bu erkek egemen dünyayı erkekler ve erkekleşmiş olanlardan !

Görmek ve işitmek isteyenlere merhaba !

Volkan Kemal


24 7 2009
 Orospu: Farsça rū sapīd  *yüzü ak
Bengaldeşli yürekli ve güzel “oropspu” kadınlara ait fotografları internetten topladım.






Friday, June 10, 2016

Memeleştiler

Kadınlar geçiyordu
bileklerinde gamalı haçlı kelepçeler
erkekleri kurşuna dizilmiş kasabaları
karabasanlar örtmüş
eteklerinde çocuklar çelik çomak oynuyordu
gökyüzü yıldız ölüleriyle donmuş
ay ışımıyordu
kurt sürüleri inmişti
karlı tepelerden aşağı
kadınlar geçiyordu
buz tutmuş ayak parmaklarına basarak
çam kokusu sinmiş askeri barakalara doğru

muzaffer orduların başı dumanlı
şenlik türküleri boğum boğum
yayılıyordu eski kıtanın bozkırlarına
garnizonda yılbaşı çığlıkları arasında
ağlıyordu wagner
senfonik bir ironi kazındı dudaklara
ağır aksak tempoyla
yarıldı notaların başı
kan kızılı

kadınlar sürüler halinde uygun adım geçti
gaz odalarına doğru
genç ve dolgun memeliler ayır edildi
ihtiyar ve soluk benizlilerden
analar sökülüp alındı
dişleri kaşınmamış bebelerden
ekşimiş süt kokusu damlıyordu hala
buz yanığı bebeğin yüzünden aşağı
dudakları zifiri mor

genç ve dolgun olanlar yıkanıp tarandı
ayna yüzü görmenin heyecanı
parladı gözlerindeki tazeliklerde
yaşama dönüşün saçları kurulandı
ipek geceliklerle sarılıp
garnizon şefinin
şef yardımcısının
başcavuşun
onbaşının
sofrasına sunuldular üçer beşer
sunuldular
zafer taklarının altından geçerek
boyunları kırık birer heykel gibi
yaşam ve ölüm çizgisi arasından
bir gece olsun yaşayabilmeyi
seçebilmek için
donlarını sıyırdılar
azgın boğaların
nefeslerini söndürebilmek için
biteviye....

kadınlar geçiyordu sabahın morunda
ıslak tenlerine yapışmış kirlerine ağlamayı unutmuş
silah fabrikalarının kapıları açıldı
üç vardiye dolup taştı
bir avuç pirinç tabağında sunulan yaşam sevincine
mermi kovanlarına barut basmayı öğrendiler
sevdiklerine nişan alan erlere
onikilik kütüklüğe dizdiler
gözyaşlarından süzülmüş dantelleri

obüs topları gürlesin
dinmesin deye
yapma kuşlar bombalasın deye
lav silahları ölüm kussun deye
süngüler yürek deşşin deye
fabrikaların bacaları tüttü yıllarca
yıkılan şehirler teslim olsun deye
kendi kanına ihanet etti
bir lokma ekmeğe
“zincirlerinden başka mülk edinemeyenler”

bir kepçe çorbaya fit olanlar
dualı dudaklarını büzerek
gaz maskesi ürettiler
kara suratlarına geçirmek
ve
asit kuyularından
ruhlarını temize çıkarmak için
kilise çanlarına gamalı haç taktılar
bizden sonra
canı cehenneme deye
fetva yazdılar
isanın önünde diz çökerek
çökelekleştiler

yeni dünya yaratan alimler
yeni silahların peşine düştüler
çoşkuyla taçlandırdılar kürsülerini
nobele adaylanıp
barış ödüllerine layık görüldüler
yürekleri dinamit kokulu
ilmin namlusu kızardı
savaş boyunca
yüzü  astar tutmayan
ak suratlı
pancar bakışlı
keçi sakallılar
sakladılar
savsakladılar
gerçeğin yalın duruşunu
yılışarak
yeşil meşin etrafında tavaf edip
pervaneleştiler
kerhaneleşti kürsüler !

ve kadınlar yürüdü savaş sonrası
karınlarındakı piçlerini gizleyerek
kendilerine çizlmiş yolu izleyerek
aryan bir ırk yaratmanın
üstünlük sembolü oldular
narin alımlı
mavi gözlü
dolikasefal
sarı altun saçlı
gamalı haçlı

ve kadınlar süründü savaş sonrası
üç kıtada aynı acıyı paylaşan
kasıklarında büyüttükleri kini
açlıkla terbiye ettiler
namus bekçilerine inad
satmadılar fiyatı konmamış onurlarını
piyasa bülbüllerine

ihanet etmediler kadınlıklarına
kadın kaldılar
kadınca yaşadılar
barut bastılar yüzlerine delinmiş kaderlerine
elleriyle doğrulup dizlerine yaslandılar
mor bir sevdayı kilimlediler
ağıt yakılmış türkülerine ekleyip geleceği
geçmişine sövdüler düzenbazın
yüzüne tükürdüler dürzünün
aymazın
gavvatın!

düzülmediler bir daha
savaş tamtamlarıyla postallaşmış yollara
mermileşmediler
memeleştiler
doyurmak için bereket tanrıçalarını...


Volkan Kemal








Tuesday, June 7, 2016

Yasaklı

Gözlerine yörüngelendim
dudaklarına pervane..
bu nasıl döngüdür
bu ne biçim kol
yen ten
bu ne tür çekim
çekiştirme
bölüp
bölüştürmedir
bu ne tür nefestir yarap
van gölünü kurutur..

dedi karakedi ve atladı
damın en kızgın kerevetine
yayıldı çarşaflayıp düşlerini
yatakladı omuz başlarını
uykuladı gözlerini
dudaklayıp
gülüşlerini
naralaştı
narlaştı
nar...!

bu nasıl evrendir yarap
merkezi olmayan
çepeçevre kaos
karaboşluğu dolmayan
arz-ı talebi olmayan,
varediştir
yoktan
çamurdan
boktan...

bu ne biçim avrattır kişidir
ne tür dikiş tutmaz yaralı gülüştür
açılıp kapanmayan
cennete sığmayan
dişisel devrandır
şeytanda
isyanlaşan...

bu ne dengesiz tahteravallidir
bu ne iniş çıkış
bu ne son duraktır
bu ne kör kuyu
suyuna doyulmayan

bu ne büyülü nefestir
bu ne tür fal
bu ne biçim cindir
bu ne kanatsız peri
bu ne yumuşak tendir
hoyratlaşmayan...

yay gibi gerindi
ve yaladı tırnaklarındaki dudak izlerini
bu gece sabahlamayacak
karaya mor çalmayacak
mayalanmayan
düşler aralanmayacak..
dedi ve esnedi karakedi

dur-a teslim sokaklarda
postal kokusu
yasağa kayıp mahallede
erkek korkusu
erkleşme
paldır küldür kapaklanma
kepenk indirme
cemse bindirme
tabela kırma
yıldırma
yıldır
yıl
2009

Beklenilen düşler
daralan yollar
posta katarı
topcu katırı
beklentiler kınalı
zıvanalı

belkiler
çünküler
dünküler
gelecek senelerde
saklılar
haklılar
haksızlar
izmarit suratlılar

millet illet
bu ne şirret
bu ne dirhem
bu ne kefalet
bu ne tür adalet
parti patırtı
çatırtı
sokakta şenlik var
çol çocuk
benlik
benderlik
önderlik var

kocca dilli kapısına
cüsseli yapısına
kilit vurulmuş tapusuna

ana-lamış yasasıyla
baba-lanmış tasasıyla
harami-lenmiş kasasıyla
devletl-ü paşası
mühürlü asası
çakır gözlü atasıyla
divan var
darp
darb-ı masal var!
harp
harb-ı yasal var

urun breh
urun
vatan millet aşkını
dürün breh
dürün
şu kitapsız şaşkını

bölünmez bütünlüğü
yad edin
ölünmez ömürlüğü
şad edin
şehitli şehadedi
din-leyip
din-gilleyip
bay-layıp
bayraklayıp
döv-lete biat edin!

dedi ve sustu
kızgın damdaki serseri kedi
baktı gözünün bebeğine
karakedinin
delice
derince

sıra sana gelince
postu dama serince
akla zarar serince
salaklanır
yasaklanırsın
yasak
yasa
yas
ak


Volkan Kemal


Bu şiirsel düttürü, yasaklı vede saklılara adaklanmıştır. İnadına yassaklılara merhaba !

Düş vadisine varmak

 Düşmeye gör dedi karakedi
kızgın damdan al aşağı
ver yukarı
dal taşak
düşmeye gör
aşk şarabıyla şerbetlenmiş lal fıçıya
tepe taklak
kel alaka
kocca şişeyi kafaya diker gibi
yırtık dona yama biçer gibi
tumansız
dumansız serden geçer gibi

geçmeye gör
deli dumrulun asma köprüsünden
sırattan geçer gibi
şeytana madik atıp
rabbini seçer gibi
altı okka daşşaktan düşer gibi
döl yatağına göçer gibi
cennetin içine sıçar gibi
cehennemden od çalıp kaçar gibi
düştü bir belalı kedinin deryasına
ihtiyar bir taka gibi
halatsız demirledi
uzunca martlayıp
avazladı

“Aşıka bağdat sorulmaz , ufukları aşar gider”

Ayaz tutmuş sesi kristalleşerek
yayıldı şahı merdan sokağına

ekmekarası tükürüklü köfteye razıydı
rıza
şeker lokum sarı burmaya fitti
fitil
yumruk mezesine talime eşitti
çeşit

hele bi kadeh rakılansa
arınacaktı derdi kebirinden
dibi gözükecekti kibirinden
mahalleye ossuruktan sadaka dağıtırdı dübüründen..

açlık bu ya
sefillik o ya
düşleri bile donuyordu
ayaz tutmuş gecelerde
uykuları bile asılıyordu
pervazsız pencerelerde
ayakları bile kasılıyordu
merdivensiz tepelerde
geriye geriye doğru
ilerliyordu...

Heyt siz beni gençken görecektiniz
demeğe getirdi
deyemedi
demedi
deme
dem
dem
de

sesi dondu
nutku tutuldu
yutkundu
yuttu
düşlerini
düşlerin
düşleri
düşler
düşle
düş

düş breh sevda şokuna
karışsın aklın bokuna
deli devran dolaş
ite köpeğe dalaş
yapma telaş
tele al kendini
topla iskandilini
açıl korkma
bu deniz yutmaz seni
sal salın
kollarında dalgaların
poyraza tufana inad
yunus’a tutun
hayyam’a kelam
bektaş’a semah
pir’e ya hu!
de
ve
yürü üstünde acılı suların
ulaş keşfedilmemiş koylara
kokla yosun tutmuş incileri
dokun mercan kayalıklara
süngerleş
sağalt ağulu düşleri
gecelerin koynuna gir
karanlıklar ışıldasın
kıskansın gözlerin
adaklanmış benleri
kurusun dudakları
damağında dili solsun
damarlansın yanakları
nefesi kesilsin
gerilsin yay gibi
fırlatsın oku menziline
vursun seni
kaçma
aç göğsünü
sevdalı umutlara
aç yüreğini
kanayan dalgalara
alsın seni götürsün
volkanik adalara
çoğaltsın
çoğalt
çoğal

doğal ahangine bırak
ritmine uydur ayak
sal kendini dipsiz kuyulara
düş vadisine varmaksa maksat
çölleşmişliğe vurmaksa set
can suyu dökmekse yarım asırlık kuru çınara
damla damla damıtılmaksa özünü
köklerine ulaşarak...


Volkan Kemal

Bu öyküsel düttürü, düşleri iğdiş edilmişliğe karşı direnenlere adaklanmıştır.

Arayışlarını buluşlarla renklendirenlere merhaba !

Monday, June 6, 2016

Kork tanrıçaların gazabından



Nereye elimi atsam dökülüyor
nereyi çeksem sökülüyor
ilmik ilmik dokuduklarım
nereye çevirsem yüzümü
kapanıyor han kapıları
gelişlerim yıpranıyor
gidişlerime mana veremiyorum
dönüşlerimin çoşkusu
ılık bir sızı gibi kanatıyor düşümü
uykularıma hapsediyorum seni
asit suratlı hayalet gemi
umursamaz sulara mahkum ediyorum
duyarsızlıklarıma asıyorum bayrağını
korsan sabahların
kılıç uçlarına bırakıyorum gölgemi
çekip çekiştiriyorum
kuyruğum kısılmış
yarılmış tırnaklarımla kefenimi...

toprağa düşen her damla
zehire dönüşüyor
tohumlarım çürümeğe terketmiş bedenini
asit bulutları kaplamış
karartılmış gecelerim
diz üstü kapaklanmış gözlerim
yağmur dualarına
yakılmış ağıtlarım var
nasır köklerime yuvalanmış sızılar
tırpanladığım kendi bacağım
dişlediğim umudum
hasata kalkmıyor
küflü başaklar


köyler boşaltılmış
esrarlı sağnak
şehirler sokaklaşmış
in cin top oynuyor
parkelerde iskelet yürüyüşler
açlık çelik ökçe
ses duvarı delinmiş
dönüşe ayak uyduramadığım izler
duvarlarda kurumuş sidik kokusu
meyhanelerin ışıkları sönmüş
barbut atmıyor kaldırımlar
varoşlarla karnı yarılmış
bu koca kent
yaban kokuyor
yaban
yabanı abanı al
uzaklaş hızla bakma gerilere
etleri dökülen koca çınarda
damla sakızı olmaya kaç var

memeleri yırtık
başı kavruk gerdanı sar sarmala
güğümleri bakır yeşili
sabahları uyandır..
uzakları badem gözlü
heykelleri canlandır
ballandır zehir kusan cehennemi
canlandır ölüme yatan gölgemi
sevdalandır yaşama küsmüşlüklerimi
körükle cadı kazanını kaynasın
bu devran böyle sürmeye

dur ceylan bakışlım
seni sevdim demeye getir sözü
dur asi yüzlüm
durdur
dur de
yeter

durulsun
bu hoyratça savruluş
bu tüketiş dizginlensin
oruç yüzlü açlık kemeri kırılsın
iman tahtası çatlasın
imame darı patlağı
bu iki deri üç kemik köpeklik ağulansın
üleştiğimiz şu yal
paylaştığımız bu sofra
böyle bereketli
lezzet sunmaz sonsuza

eğil dinle toprağı
suyun tadını
rüzgarın sesini
güneşin yanık nefesini

topla toparlan
koy önüne fesini
düşün kara gözlüm
karnını deştiğin
tenini tırmıkladığın
dölünü saldığın
balını aldığın
bu kovan
bu torba taşak
söz ve övgü
dua sövgü ile dolmaz

satıp savurduğun
yakıp kavurduğun
iffetini çaldığın
kızlığını aldığın
kirletip atıkladığın
namluya sürdüğün
enerjiye dönüştürdüğün
parçalayıp böldüğün
kybele sana yar olmaz

kork tanrıçaların gazabından
yerin suyun ateşin yelin ahından
azabından
cehenneme çevirip
çevreleme
uzağı gör
yakın devreleme
eveleme
geveleme
develeme
devele
deve
dev
devir eskimiş çitleri
yarını umudla
sal çoşkuyu bayıra
doyur kasığındaki kısrağı
boğayı
haramileme doğayı
harami
haram
hara
harla har har
hayır’la gitsin..

Volkan Kemal